ETKİNLİKLER
Thumbnail image for http://izdim.org.tr/DesktopModules/FotoBuyutec/images/677/DSC_0019.JPG
Aile, Cennette Kurulmuş Bir Kurumdur' 21 Ekim 2014 Salı 12:18 Ege Nilüfer Kadın Dernekleri Federasyonu (ENKAFED) ile İzmir Kültürlerarası Diyalog Merkezi Derneği (İZDİM) tarafından “Kaybolan Değerlerimiz ve Bizim Yuvamız” konulu panel düzenlendi.
Ege Nilüfer Kadın Dernekleri Federasyonu (ENKAFED) ile İzmir Kültürlerarası Diyalog Merkezi Derneği (İZDİM) tarafından “Kaybolan Değerlerimiz ve Bizim Yuvamız” konulu panel düzenlendi. Tepekule Kongre Merkezi'ndeki panelin ilk bölümünde İZDİM Medeniyetler Korosu sahne aldı. Seyircilerin büyük beğenisini toplayan ilahiler, uzun süre alkışlandı. Daha sonra moderatörlüğünü Mehtap TV program sunucusu Ramazan Ümit Şimşek’in yaptığı panelde Uzman Psikolog Ferhat Çelik, Dr. Figen Es ve Pedagog Adem Güneş söz aldı.
'DEĞERLERİMİZİN KAYBOLMASINA, BİR ÇANTANIN KAYBOLMASI KADAR ÜZÜLMÜYORUZ' Toplumda hızla yok olan değerlerin farkına varılmadığını ifade eden Dr. Es, şunları anlattı: “Değerlerimizin kaybolmasına, bir çantanın kaybolması kadar üzülmüyoruz. Nefsimize hoş gelen şeyler değerlerimiz olmuş. Yıllar önce var olan değerler, kendi önceliklerimiz haline gelmiş. Teşhis aşamasına gelemeden bir tanı konması gerekiyordu ve kendi nefsime sordum, 'Figen, neyi kaybedersen üzülürsün?' Önce anne ve babam aklıma geldi. Anne ve babamı kaybedersem gerçekten çok üzülürüm. Sonra evim, eşim ve çocuklarıma bir şey olursa üzülürüm diye düşündüm. Hakikaten hayatımız, bunların arasında panik ataklarla gidiyor. Sonra devam ettim, ne beni heyecanlandırıyor ve korku veriyor diye, mesleğim geldi. Meslek ne olursa olsun, ya işten çıkarılırsam korkusu yaşıyorum. Sonra bunların hepsini geçtim, 'Figenciğim bunların hepsi izafi kavramlar, bunu kendine somutlaştır.' dedim. Çantam kaybolursa çok üzülürüm. Bütün kimliklerim içinde. Kredi kartlarım, ehliyet, nüfus cüzdanı, evin anahtarı, arabanın anahtarı; bu anlamda çantanın kaybolduğunu düşünün. Sıkılır mısınız, sıkılmaz mısınız? Sıkılırsınız. Sonra döndüm kendime, 'Şu çantanın kayboluşu kadar dertleniyor musun?' diye sordum. Alışmışım herhalde, çok da dertlenmiyorum gibi geldi. Kaybolan değerlerimiz var, hattâ nelerin kaybolduğunun bile farkında değiliz.“
'ÇOCUKLARIMIZI DAVRANIŞ KURALLARINA GÖRE EĞİTMEYE ÇALIŞIYORUZ' Ailelerin yaptığı en büyük hatanın davranış eğitiminde yaşandığına dikkat çeken Pedogog Güneşş ise davranış eğitiminde üç kavramın ön plana çıktığını, bunların suçluluk, yetersizlik ve değersizlik hisleri olduğunu kaydetti. İki türlü anne baba modeli olduğunu belirten Güneş, “Bir, çocuklarını davranış eğitimi ile eğitmeye çalışan anne ve babalar. Çocukların davranışlarına odaklanmışlar. Düzgün dur, düzgün otur, yemeğini yedin mi? Hala yatmadı bizimki, hala ders çalışmıyor bu çocuk. Oğlum, sınavın var sınav. Ellerini yıkadın mı? Ya bu çocuk dişlerini bir türlü fırçalamaya alışmadı. Yani konuşma konularına baktığımız zaman hep davranış, hep davranış. Davranışlar da yerine gelmeyince elimizde birkaç tane yaptırım aracı var. Cezalandırmalar. Gelirsem yanına diye diş sıkmalar. Yahut da ödüllendirmeler. Nedir? 10 sayfa kitap okursan, 10 lira vereceğim sana. 20 sayfa okursan, 15 lira vereceğim. Hayır baba, 20 sayfa okursam 20 lira vereceksin. Hep davranış. Çocuklar daha sonra ergenliğe doğru yaklaştıklarında bir kopukluk yaşanıyor. Çocuk başka telden, anne baba başka telden çalıyor. Oğlum dersini çalıştın mı? Hep ders ya, hep ders ya. Pat kapı çarpılıyor. Anne baba, ne oluyor bu çocuğa ya? O çocuğa bir şeyler oluyor aslında. Duyuları işlevselliğini kaybetti ya da kaybediyor.“ dedi.
'AİLELER ÇOCUKLARINI HİSSETMEDİĞİ İÇİN KAYBEDİYOR' Ailelerin çocuklarını duymadığını ve hislerine ortak olamadıklarını belirten Güneş, “Bugünkü ebeveynlerin yansıması olan çocuklar, duymalarını kaybediyor. Bu kadın, bu koca ile niye kavga yapıyor? Aile içinde çatışıyorlar, çünkü birbirlerini duymuyorlar. Aslında temel problemimiz bu. Beni anlamıyor, beni dinlemiyor. Duymuyor, duymuyor. Duyma dediğimiz şey kulağımızın, işitsel bir cihazın çalışması değil. Duyma dediğimiz şey, içsel bir şey. Asıl kaybettiğimiz yer işte orası. Bugün anne ve babalar, çocuklarını yetiştirirken ya yapma, böyle aşağılama şu çocuğu, şu çocuğu cezalandırma, çünkü duymalarını kaybedecek. Eğer çocuklar şu üç temel hissi yaşarsa yetişkinlik yıllarındaki yol ayrımlarına sebep oluyor. Kişilik bozukluklarının en temel üç hissi, çocukluk yıllarında duymalarını kaybettiriyor. Nedir? Birincisi suçluluk hissi, ikincisi yetersizlik hissi, üçüncüsü de değersizlik hissidir.” şeklinde konuştu. 'AİLE, CENNETTE KURULMUŞ BİR KURUMDUR' Çocukların ebeveynlere emanet olduğunun unutulmaması gerektiğini söyleyen Uzman Psikolog Çelik de, “O zaman bize emanet edilen yavruları istenen noktaya anne ve babanın getirebilmesi için iki noktada kendini geliştirmesi, kaybolan değeri varsa onu bulması veya kaybetmediği bir değer varsa onu koruması lazım. Bunlardan iki tanesini, aslında bir tanesini işaret eden iki tanesini küçükçe açıklamaya çalışacağım. Birincisi, çocuğu çok iyi tanıması lazım. Muhatabı olan çocuğu. İki, zamanı çok iyi tanıması lazım. Eğer bu iki noktada zayıflık yaşarsa iyi niyetle kaş yapayım derken göz çıkarabilir. Aile kurumu, cennette kurulmuş bir kurumdur. Adem (AS) babamız, Havva anamız, Rabbim bunları cennette eş kıldı ve aile nerede? Cennette. Allah’ın cennette inşa ettiği bir kurumdur aile kurumu.“ diye konuştu.
Ege Nilüfer Kadın Dernekleri Federasyonu (ENKAFED) ile İzmir Kültürlerarası Diyalog Merkezi Derneği (İZDİM) tarafından “Kaybolan Değerlerimiz ve Bizim Yuvamız” konulu panel düzenlendi.
Thumbnail image for http://izdim.org.tr/DesktopModules/FotoBuyutec/images/677/IMG_6398.JPG
Ege Balkan Sosyal İktisadi ve Akademik İşbirliği Derneği'(EBSİAD) ve İzmir Kültürlerarası Diyalog Derneği(İZDİM)'in birlikte düzenlemiş olduğu "Balkanlar'da Osmanlı Hoşgörüsü" konulu panel, İzmir Hilton Otel'de yapıldı. Programda konuşan Bosna Hersek Fahri Konsolosu Kemal Baysak, yurtdışındaki Türk okullarının, hiç kimsenin yapamadığını yaptığını söyledi. Okulların Türk milleti adına şeref madalyaları olduğunu belirten Baysak, “Ama şimdilerde birileri, elçiliklere yazılar gönderip, 'Bunlar zararlı okullar, kapattırın, geri gönderin.' diyorlar. 'Ülkenizden çıkarın atın.' diyorlar. Bunlar son derece yanlış hareketler. Orada onlar Türkiye’yi temsil ediyorlar. Bunların devam etmesi ve yaşaması lazım.” dedi. Moderatörlüğünü Gediz Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Zülfikar Bayraktar’ın yaptığı panelin katılımcıları, Süleyman Şah Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Fatih İyiyol ve İstanbul Üniversitesi'nden Doç. Dr. Bekir Günay oldu. Fatih'in Ahidname'si ve Balkanlar'daki Osmanlı hoşgörüsünün ele alındığı programda konuşan Yrd. Doç. Dr. İyiyol, “Türkler, Balkan coğrafyasında uzun bir zamandır etkin rol oynamışlardır. Balkan coğrafyasının birçok bölgesinde eski dönemlerden beri etkili olan Türkler, bu coğrafyaya kültürel anlamda zenginlik katmışlardır. Türklerin sözlü, yazılı ve maddi kültürleri, özellikle 13. yüzyıldan itibaren bu coğrafyayı etkisi altına almıştır.” dedi. Balkan topluluklarının kültürlerinin de Balkanlar'daki Türkleri etkilediğini, dil ve kültürlerinde zenginlik oluşturduğunu söyleyen İyiyol, Balkanlar'da birçok farklı milletin yaşadığını, birlikte huzurlu yaşayabilmenin de birbirini kabul etmekten geçtiğini belirterek, "O coğrafyalarda o farklılıkların birbirini kabul etmesi, barış içinde yaşamalarını sağlamıştır." şeklinde konuştu. Doç. Dr. Günay ise çağın en büyük hastalığının birlikte yaşamaya tahammül edememe, farklılıkları kabul edememe olduğunu söyledi. Hoşgörüsüzlüğün insanın ruhuna işlediği bu zamanda kine ve nefrete yenik düşülmemesi gerektiğini belirten Günay, “Barış anlarında ötekileri kaldırıp farklılıklara rağmen birlikte yaşamayı öğrenemezsek, birbirimizi boğazlayacağımız bir dünyaya davetiye çıkarmış oluruz.” dedi Programın sonunda konuşan Fahri Konsolosu Baysak da Fatih Sultan Mehmet’in, Ahitname'si ile o coğrafyada yaşayan insanlara emniyet içinde yaşama garantisi verdiğini söyledi. Balkanlar'daki milletlerin iç içe yaşamadan dolayı dillerinin de birbirine karıştığını aktaran Baysak, “Toplumlar birbirilerini o kadar benimseyip iç içe yaşamışlar ki herkes karşısındakini kendi dili gibi görüyor.” diye konuştu. Birlikte yaşama kültüründen bahsederken de Türk okullarından bahsetmekten kendini alamayacağını belirten Baysak, "Türkiye’de birileri zannediyor ki yurtdışında açılan Türk okullarında Fethullah Gülen Hocaefendi'nin müfredatı okutuluyor. Öyle zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Oralarda açılan okullarda, tamamen o ülkelerin müfredatına göre hareket ediliyor. O okullar, Türkiye’nin şeref madalyaları. Bayrağımızı dalgalandıran okullar. Milyarlarca dolar para harcıyoruz, ataşelikler, temsilcilikler açıyoruz. Onları da küçümsemek istemiyorum ama onların milyarlarca dolara yapamadığını yapıyor bu okullar. O okullara çocuklarını yazdırabilmek için yarışıyor aileler adeta. Kırım’da Türk kolejine gittik, öğrencilerle tanıştık. Çoğu Rus talebeler. Türkçe konuşuyorlar, Türkçe düşünüyorlar ve bizim kültürümüz olan folklorumuzu oynuyorlar. İstiklâl Marşı'nın tamamını Türkçe söylüyorlar ama şimdilerde birileri, elçiliklere yazılar gönderip, 'Bunlar zararlı okullar, kapattırın, geri gönderin.' diyorlar. 'Ülkenizden çıkarın atın.' diyorlar. Bunlar son derece yanlış hareketler. Orada onlar Türkiye’yi temsil ediyorlar. Bunların devam etmesi ve yaşaması lazım.” diye konuştu.
Bosna Hersek Fahri Konsolosu Baysak: "Türk okulları şeref madalyalarımız"
Thumbnail image for http://izdim.org.tr/DesktopModules/FotoBuyutec/images/677/IMG_3431.JPG
Akademisyenler ‘Mefkure Yolculuğu’ kitabını müzakere etti
İzmir Kültürler Arası Diyalog Merkezi (İZDİM), Nil Yayınları ve Irmak TV işbirliğiyle “Mefkure Yolculuğu” adlı kitabın tanıtım programı düzenlendi. Moderatörlüğünü gazeteci-yazar Kerim Balcı’nın yaptığı programa İzmirlilerin ilgisi yoğundu.
Müzakerenin İslam kültürünün unutulan değerlerinden biri olduğunu belirten Kerim Balcı, “Muhterem Hocaefendi, bu değeri canlandırmak için yıllardır eserleriyle gayret sarf ediyor. Mefkure adlı eserin içerisinde onlarca konuya değiniyor ama müzakere ile alakalı olarak müzakereleri okumanın, ihlası elde etmede şart olduğunu söylüyor.” dedi. Kitapta Hocaefendi’nin nefs muhasebesini de ele aldığını ifade eden Balcı, şöyle devam etti: “Hocaefendi, insanın başına gelen en ufak bir sıkıntıyı bile kendi kendisini sorgulaması için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Allah’ın huzurunda bulunmaya yakışmayan ne gibi bir harekette bulunduk da böyle bir sıkıntıya maruz kaldığımızı sorgulamamız gerektiğini vurguluyor.” “İmanın bize öğrettiği en önemli hususlardan birisi, Cenab–ı Hakk’ın huzurunda bulunduğumuzu, her daim O’nun huzurunda olduğumuzu hatırlamak.” diyen Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhit Mert ise insanın amellerinde de buna göre hareket etmesi gerektiğini söyledi. İslam’ın ve imanın da bunu gerektirdiğini ifade eden Prof. Mert, “Dinin esprilerinden birisi de, Cenab–ı Allah’ın huzurunda olma bilincinin müminin zihnine yerleştirmesi. İslam’ı bu çerçevede yaşadığımız zaman yememiz içmemiz, giyinmemiz, insanlarla olan münasebetlerimiz rastgele olmaz. Yaşantımız belli kurallar çerçevesinde olur. İhsan, aslında hayatımızın her cephesiyle alakalıdır.” diye konuştu. Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Said Karamanlı da muhasebe ve istiğfarın, hayatın üzerine oturduğu en temel duygulardan birisi olduğunu ifade etti. Karamanlı, insanın kötülüklere eğilimi olduğunu, tövbe, istiğfar ve duayla bunu önleyebileceğini söyledi. Muhasebe duygusuyla da kendisini sorguya çekebileceğini belirten Karamanlı, muhasebe ve istiğfarın Hocaefendi’nin de hayatının en önemli düsturlarından olduğunu aktardı. Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Savaş Genç ise süper egoyu öldürebilmenin en önemli unsurlarından birisinin, İslam’ın hac şartı olduğunu dile getirdi. Hocaefendi’nin bahsettiği konuları Batı kültürü ve felsefesiyle de karşılaştıran Genç, Batı’da kiliseye karşı durabilen ve onun hakimiyeti dışında ayakta durabilme yollarını arayabilen bir dindarlık düşüncesi olduğunu ifade etti.
Akademisyenler ‘Mefkure Yolculuğu’ kitabını müzakere etti
Thumbnail image for http://izdim.org.tr/DesktopModules/FotoBuyutec/images/677/DSC_0138.JPG
"Birleşen Gönüller" temalı programda, İzmir'deki siyaset, iş dünyası, medya, diplomatik misyon temsilcileri, farklı dinlerin temsilcileri, Alevi dernekleri ve kanaat önderleri sivil toplum kuruşları, meclis üyeleri, fikir ve sanat camiası mensupları tek çatı altında aynı masayı paylaştı.
"Birleşen Gönüller" temalı programda, İzmir'deki siyaset, iş dünyası, medya, diplomatik misyon temsilcileri, farklı dinlerin temsilcileri, Alevi dernekleri ve kanaat önderleri sivil toplum kuruşları, meclis üyeleri, fikir ve sanat camiası mensupları tek çatı altında aynı masayı paylaştı.
FAYDALI LİNKLER

GÖLGELER